Denizli Medyum Hizmetleri – Medyum Bilal Hoca
leddun-ilmi-ayet

Cinlerin İnsanlara Rahatsızlık Vermeleri Ve Bunun Nasıl Olduğu

Cinlerin İnsanlara Rahatsızlık Vermeleri Ve Bunun Nasıl Olduğu
Bu haber 22 Mayıs 2017 - 1:56 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Özellikle cinlerin şeytanlarının, yüce Allah’ın dilemesi halinde insanlar

üzerinde bir etkileri vardır. Çünkü aralarından kimileri insana onu

öldürmek yahut bunun neticesinde taun hastalığı ortaya çıksın diye

dürtmekle, onu saraya düşürmek yahut ona nazar değmek yahut onu

çalmak ya da uykusunda iken ona eziyet verip onu korkutmak veya

namazını kesmek suretiyle insanlara zarar verenleri vardır.

 

Kimileri yardımcıları olan kâhinlere ve yeryüzünde fesad çıkartıp, asla

ıslâh etmeyen hokkabazlara faydalı olmak üzere hırsızlama dinledikleri

sözleri çalarlar.

 

Aşağıdaki satırlarda bu gibi kimselerin kötülük şekillerinin bazıları

sözkonusu edilecektir:

 

  1. Bir insanı öldürmeleri. Buna Muslim’in Sahih’inde Selâm bahsinde

zikrettiği şu rivayet tanıklık etmektedir: Ebu Saib, Ebu Said el-Hudrî

Radıyallahu anh’ın yanına evinde bulunduğu bir sırada girdi. Dedi ki:

Onun namaz kılmakta olduğunu gördüm. Namazını bitirsin diye oturup

bekledim. Bu sırada evin bir tarafındaki (çatıda bulunan) kuru hurma

dalları arasında bir hareket duydum. Dönüp baktığımda bir yılan

olduğunu gördüm. Onu öldürmek üzere üzerine atıldım. Bana: “Otur”

diye işaret etti, ben de oturdum. Namazı bitirince evdeki bir odaya

işaret etti ve şöyle dedi: “Şu odayı görüyor musun?” Ben: “Evet”

dedim. Şöyle dedi: “Burada bizden yeni evlenmiş bir genç vardı.

Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte Hendek’e çıktık. Günün

ortalarında bu genç Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem’den izin alır

ve hanımının yanına giderdi. Bir gün ondan izin istedi. Rasûlullah

Sallallahu aleyhi vesellem ona:

 

“Üzerine silahını al. Çünkü ben Kureyzalıların sana zarar vereceğinden

korkarım.” diye buyurdu. Adam silahını aldı, sonra (evine) döndü.

Hanımının iki kapı arasında ayakta dikilmekte olduğunu gördü. Hemen

hanımına saplamak üzere mızrağı ile üzerine yürüdü. Çünkü bundan

dolayı hanımını kıskanmıştı. Hanımı ona:

 

“Mızrağını tut ve benim dışarıya çıkmama neyin sebep olduğunu

görmek için evin içerisine gir”, dedi. Genç içeri girdiğinde yatak

üzerinde katlanıp durmuş büyükçe bir yılan ile karşılaştı. Elindeki

mızrakla üzerine atılıp mızrağını ona sapladı, sonra çıktı. Mızrağını evin

ortasına sapladı ve yılan onun üzerinde bir süre hareket etti. Önce

yılan mı öldü yoksa genç delikanlı mı daha çabuk öldü, bilinmiyor.

(Ebu Said) dedi ki: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem’in yanına gelip

ona durumu anlattık; dedik ki:

 

“Onu bize diriltsin diye Allah’a dua et.” Peygamber şöyle buyurdu:

“Arkadaşınız için mağfiret dileyiniz.” Sonra şöyle buyurdu: “Şüphesiz

Medine’de müslüman olmuş cinler vardır. Onlardan herhangi birilerini

görecek olursanız üç gün süreyle ona izin veriniz (uyarınız). Eğer

bundan sonra bir daha size görünürse onu öldürünüz. Şüphesiz ki o, bir

şeytandır.”

 

Bu hadis-i şerif bu gencin, cinlerden birisi olan o yılan sebebiyle

öldürüldüğüne delildir. İleride yüce Allah’ın izniyle cinlerin şerlerini

bertaraf etmekte yardımcı yollar sözkonusu edileceği vakit, yine bu

olaydan daha geniş bir şekilde sözedilecektir.

 

2- Tâûn hastalığı ortaya çıksın diye insanı dürtmeleri:

Tâûn: Kanın galeyanından ötürü meydana gelen şişkinlik yahutta kanın

belli bir organ üzerinde fazlaca toplanması ve o organı ifsâd etmesi

demektir. [33] Bu hastalığın cinlerin dürtmeleri sonucu meydana

geldiğinin delili, bu hususta bizlere kadar ulaşmış hadislerde sabit olan

ifadelerdir. Meselâ, İmam Ahmed’in rivayet ettiği Ebu Musa Radıyallahu

anh yoluyla gelen hadis böyledir. Buna göre Peygamber Sallallahu

aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

 

“Ümmetimin yok oluşu dürtmekle (silahlarla öldürülmekle) ve tâûn ile

olacaktır.”

 

“Ey Allah’ın Rasûlü, dürtmenin ne olduğunu biliyoruz, peki taun nedir?”

diye soruldu. Şöyle buyurdu:

 

“Cinlerden düşmanlarınızın dürtmeleridir. Hepsi de şehadete sebeptir.”

Yine İmam Ahmed’in ve sahih olduğunu belirterek Hakim’in, Âsım el-

Ahvel’den, onun Kureyb b. el-Haris’den, onun Ebu Musa el-Eş’ari’nin

kardeşi Burde b. Kays’dan kaydettiği şöyle bir rivayet vardır:

Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:

“Allah’ım, ümmetimin telef olmasını senin yolunda (silahla) dürtülmek

ve taun hastalığı sonucu ölmek suretinde takdir buyur!”

İbn Hacer dedi ki: Tâûnun cinlerin dürtmesi neticesinde ortaya çıktığını

destekleyen hususlardan birisi de çoğunlukla en mutedil mevsimlerde

ve havası itibariyle en sağlıklı, suyu en güzel bölgelerde ortaya

çıkmasıdır. Ayrıca eğer bu hastalık, havanın kötülüğü sebebiyle ortaya

çıkmış olsaydı, yeryüzünde devam ederdi. Çünkü hava kimi zaman

sağlığa aykırı, kimi zaman sağlığa uygun olur. Kimi zaman bu gider,

kimi zaman öteki gelir ve bu herhangi bir kıyas veya deneye göre

olmamaktadır. Kimi zaman böylesi üstüste birkaç sene gelir, kimi

zaman bir kaç sene gecikir. Ve eğer yine böyle (yani kötü hava şartları

dolayısıyla) olsaydı insanları ve hayvanları da kapsaması gerekirdi.

Müşahede ile varlığı tespit edilen ise, onun pekçok kimseye isabet

etmekle birlikte, mizaçları itibariyle onlar gibi olup, o kimselerin

yanlarında bulunanlara isabet etmemesidir. Ayrıca böyle olsaydı

bedenin tamamını kapsaması gerekirdi. Oysa bu hastalık bedende belli

bir yerde özellikle olur ve orayı aşmaz. Diğer taraftan havanın

bozukluğu, vücuttaki karışımların değişmesini ve hastalıkların

çoğalmasını gerektirir. Bu ise çoğunlukla hastalık olmadan da ölüme

sebeptir. İşte bu durum, tâûnun cinlerin dürtmesi sonucu ortaya

çıktığını göstermektedir.” [34]

İbn Mâce’nin Sünen’inde ve Hakim’in Müstedrek’inde sabit olduğuna göre

Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

 

“Herhangi bir toplum arasında fuhuş açıktan işlenecek olursa, mutlaka

onlar arasında tâûn hastalığı ve daha önce geçip gitmiş olan

geçmişlerinde bulunmayan ağrılar başgösterir.”

 

Yine Hakim’in rivayet ettiğine göre:

 

“Zina artarsa öldürmeler de çoğalır ve tâûn başgösterir.”

Böylelikle bu iki hadis-i şerifte açıklandığına göre tâûnun sebepleri

arasında toplumda fuhşun ve hayasızca davranışların yaygınlık

kazanmasıdır. Bu da açılıp saçılmanın propagandası yapılarak, fıskın ve

fuhşiyatın sebeplerinin yaygınlaşması, çıplak resimlerin ve hayayı

ortadan kaldıran ve sağlıklı tabiatların nefret ettiği açık saçık dizilerin

yayınlanarak, insanları burada anlatılan kişilerin izinden gitmeye

çağrılmaları ve hayasızlıklarında ve fuhşiyatlarında onların taklidlerinin

yapılmasına davet edilmesidir. Bundan dolayı bu tür toplumların

cezası, yüce Allah’ın onlara bedenlerini ölünceye kadar perişan eden

tâûn hastalığını musallat kılmasıdır.

 

Şeyh el-Münavî az önce geçen: “Zina çoğalırsa öldürme de çoğalır ve

taun başgösterir.” hadisiyle ilgili olarak şunları söylemektedir: “Bunun

böyle olmasının sebebi, zinanın cezasının öldürülmek olmasıdır. Eğer

aralarında bu had uygulanmayacak olursa, yüce Allah onlara cinleri

musallat eder, cinler de onları öldürürler.” [35]

 

Onun bu sözü muhsan zinakâr hakkında özel bir ifadedir. Çünkü muhsan

zinakârın cezası recmdir. Böyle bir açıklama da su götürür. Çünkü şöyle

demek yeterlidir: Tâûn yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de sözünü ettiği

sapık ve fesâd ehli kimselere verdiği cezalar türünden fâsık ve

günahkârlara verdiği bir cezadır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Derken biz herbirini günahı ile yakaladık. Kimilerinin üzerine taş

yağdıran kasırga gönderdik. Kimilerini o çığlık yakaladı. Onlardan

kimisini yere geçirdik, kimilerini de suda boğduk. Allah onlara

zulmetmiyordu, fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.” (el-

Ankebût, 29/40)

 

Bu buyruk tâûn neticesinde ölümün şehidlik olduğuna dair vârid olmuş

buyruklarla çelişmemektedir. Nitekim Buhârî Sahih’inin Tıp bölümünde

kaydettiği rivayete göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem: “Tâûn

her müslüman için bir şehâdettir.” diye buyurmuştur. Aynı şekilde

tâûnun yüce Allah’tan bir rahmet olduğunu belirten rivayetlerle de

çatışmaz. Nitekim böyle bir rivayeti İbn Ebi Şeybe Musannef’inde [36],

Abd b. Humeyd Müsned’inde [37], Taberanî el-Mucemu’l-Kebir adlı

eserinde [38] kaydetmişlerdir. Lafzı da kısaca şöyledir: el-Hâris b.

Umeyra ez-Zebidî dedi ki: Şam’da tâûn hastalığı ortaya çıktı. Muâz

kalkıp, Hıms’da onlara bir hutbe irad ederek dedi ki: “Şüphesiz bu tâûn

Rabbimizin rahmeti, Peygamberimizin duası ve sizden önceki salihlerin

(sebebiyle) ölümüdür…”

 

İbn Hacer tâûnun bazan masiyet sebebi ile bir ceza olarak

görülebileceğini ifade eder. Bazı hadisleri kaydettikten sonra şunları

söylemektedir: “Bu hadislerde ifade edildiğine göre tâûn bazen masiyet

sebebiyle bir ceza olarak verilebilmektedir. Peki, nasıl şehadet olabilir?

Şöyle denilebilir: Bu hususta varid olmuş haberlerin genel ifadesi

dolayısıyla, bu sebeple ölen bir kimse şehidlik mertebesine ulaşır.

Günahlar işlemiş bir kimsenin şehidlik mertebesine ulaşması, kamil bir

mü’min ile aynı mevkide eşit olmasını gerektirmez. Çünkü şehitlerin

mertebeleri de yüce Allah’ın adı en yüksek olsun diye çarpışırken Allah

yolunda geri dönmeksizin ileri atılırken cihad ederek öldürülen ve

birtakım günahları bulunan benzeri şehidler gibi de dereceleri farklı

farklıdır. Yüce Allah’ın Muhammed ümmetinin fertlerine dünya

hayatında günahlarının cezasını vermesi, bu ümmete bir rahmetidir.

Yine bu durum da tâûn hastalığı ile ölen bir kimsenin, şehadet

mükâfatını almasına aykırı değildir ve özellikle onların çoğunluğu bu

tür hayasızlıkları işliyorsa bile bu böyledir. Doğrusunu en iyi bilen

Allahtır ya, bu hastalığın onların genelini kapsamasının sebebi onların

münkerlere karşı çıkmamaları ve tepki göstermeyişleridir…” [39]

Peki, tâûn hastalığı her ülkede mi görülür? diye sorulursa şu cevap

verilir:

 

Hayır. Çünkü Mekke ile Medine’nin istisnâ edildiğine dair delil vârid

olmuştur. Nitekim Ömer b. Şebbe’nin Tarihu Mekke adlı eserinde sahih

bir sened ile [40] kaydettiğine göre, Ebu Hureyre Radıyallahu anh

Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’den şöyle buyurduğunu rivayet

etmektedir: “Mekke ve Medine’nin herbir deliği meleklerle

doldurulmuştur. O bakımdan onlara Deccal de, Tâûn da inemez.”

Buhârî’de Fiten bahsinde Enes’den gelen rivayette de şunlar yer

almaktadır:

 

“Böylelikle meleklerin orayı -yani Medine’yi- koruduğunu görürler. O

bakımdan inşaallah Deccal de, tâûn da ona yaklaşmayacaktır.”

Buradaki “inşaallah” ifadesinin mahiyeti hakkında farklı görüşler vardır.

Bunun teberrüken söylendiği belirtilmiştir. Bu durumda girmeyiş

Medine’yi (her zaman ve her durumda) kapsar. Bunun Allah’ın iradesine

bağlı olduğu anlamında olduğu da söylenmiştir. Buna göre tâûnun

Medine’ye girmesi mümkün olabilir. [41] Az önce kaydettiğimiz Ebu

Hureyre’nin hadisi dolayısıyla birinci açıklama daha uygundur.

Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

 

3- Bazı cinler bir insanı saraya düşürebilir ve ona tesir edebilir.

Şöyle ki; kâfir cinlerden bazıları insanın aklına ve bedenine musallat

olarak musibetzedenin hareketlerini ve tasarruflarını karıştırır. Kimi

zaman cinni sadece insanın bedenine zarar verir, aklına vermez. Bütün

bunlar yüce Allah’ın kullarını bir sınamasıdır. Nitekim yüce Allah: “O

hanginizin daha güzel amelde bulunacağını denemek üzere…” (el-Mülk,

67/1) diye buyurmaktadır.

 

Cinlerden olan bir kimse neden bir insanı saraya düşürür sorusunun

cevabına gelince:

 

Bu ya aşık olmaları, arzulamaları ve şehvetleri dolayısıyla olabilir yahut

kimi insanların onlara eziyet vermesine bir ceza ve nefret sonucu

olabilir yahut onların birilerinin üzerine küçük abdest bozmak, sıcak su

dökmek, birilerini öldürmek gibi, bir insanın kendilerine kasten eziyet

vermek istediğini sanmaları sebebiyle olabilir. İsterse insan bunu

bilmesin. Cinler arasında ise cahillik ve zulüm vardır. Bundan dolayı

insana hakettiğinden daha fazla ceza verebilirler. Bazen bu onların

insanların sefihleri türünden kimselere yaptıkları bir kötülük ve bir

abes iş de olabilir. Sözü geçen bu iki husus ile ilgili olarak, cinlerin

yaptıklarının bir dereceye kadar onlara açıklanması gerekir. Şöyle ki

birinci türden olan işler haram olan hayasızlıklar türündendir. Bu husus

cinne bildirilir. Ayrıca onlar hakkında Allah’ın bütün cinlere ve insanlara

peygamber olarak gönderdiği Rasûlünün hükmüyle hüküm verileceği

onlara bildirilir.

 

İkinci türden olanlara gelince; eğer insan bu hususu biliyor ise, cine bu

işin bilinmeyen bir husus olduğunu söyler. Kasten eziyete kalkışmayan

bir kimsenin ise cezalandırılmayı haketmesi sözkonusu değildir ve eğer

bu işi kendi evinde ve mülkünde yapmış ise, bu evin o insanın mülkü

olduğu ve mülkünde caiz olan şekilde tasarruf hakkına sahip olduğu

onlara bildirilir ve yine onlara izinlerini almaksızın insanların mülkünde

kalma haklarının bulunmadığı söylenir. Bunun yerine onlar, insanların

mesken olarak kullanmadıkları harabe yerleri, boşlukları mesken olarak

kullanabilirler. Bundan ötürü cinler çoğunlukla harabelerde ve boş

yerlerde bulunurlar. Aynı şekilde hamam, bostan, çöplük ve kabristan

gibi yerlerde bulunurlar. Şeytanların beraberlerinde bulundukları ve

halleri rahmanî olmaktan çok şeytanî olan sapık tasavvuf şeyhleri de

şeytanların dağıldıkları yerler olan bu gibi mekânlara çokça giderler.

[42]

 

Acaba sara kötü olan ve olmayan ruhların etkisiyle ortaya çıkar mı,

sorusuna şöyle cevap verilmiştir:

İbn Hacer bu hususa şu sözleriyle cevap vermiştir: “Sara cinnin etkisiyle

olabilir. Fakat ancak cinlerin kötü ruhlu olanlarından meydana gelir…”

Daha sonra da az önce geçen ifadelere yakın bir şekilde saranın

sebebini sözkonusu etmektedir. [43]

Ebu Cafer Ahmed b. Muhammed et-Tayyib b. Ebi’l-Eş’as (vefatı 360

h.)’ın saraya dair bir kitabı da vardır ki, bunu Keşfu’z-Zunun sözkonusu

etmektedir. [44]

 

4- Cinlerden kimilerinin nazarı insanlara değer. Buhârî’nin Tıp bahsinde

Um Seleme Radıyallahu anhâ’dan rivayet ettiğine göre Peygamber

Sallallahu aleyhi vesellem onun odasında yüzünde nisbeten değişik

renkte bir bölgenin de bulunduğu bir küçük kız görür. Peygamber

efendimiz: “Siz bu kıza okutunuz. Çünkü buna nazar değmiştir” diye

buyurdu. Hadis ile ilgili olarak İbn Hacer şunları demektedir: “Buradaki

“nazar değmiştir” ifadesi ile kastedilenin ne olduğu hususunda farklı

görüşler vardır. Bunun cinlerin bakışından bir göz değmesi olduğu

söylendiği gibi, insanların bakışından bir göz değmesi olduğu da

söylenmiştir. Fakat kabul edilmeye daha değer olan, ifadenin

bunlardan daha kapsamlı olduğudur.” [45]

 

5- Kimi cinler bir insanı alıp kaçırabilir. Buna delil Malik’in

Muvatta’ında, Şafii, Abdu’r-Rezzak, Ebu Ubeyd, Beyhaki ve İbn Ebi

Şeybe [46] ile İbn Ebi’d-Dünya’nın rivayet ettiği şu lafızdaki rivayettir:

Abdu’r-Rahman b. Ebi Leyla’dan rivayet edildiğine göre, onun

kavminden bir adam yatsı namazını arkadaşlarıyla birlikte kılmak üzere

evinden çıktı, fakat bulunamadı. Hanımı Ömer b. el-Hattab Radıyallahu

anh’a gitti ve ona durumu anlattı. Ömer Radıyallahu anh bu hususu

kadının yakınlarına sordu. Onlar da onun dediklerini doğruladılar. Ömer

Radıyallahu anh ona dört yıl beklemesini emretti. Dört yıl bekledikten

sonra Ömer Radıyallahu anh’ın yanına geldi ve ona durumu haber verdi.

Bu hali yakınlarına sordu, onlar da onun doğru söylediğini belirttiler.

Ömer Radıyallahu anh kadına evlenmesini emretti. Daha sonra onun ilk

kocası geldi. Ömer b. el-Hattab Radıyallahu anh’ın huzurunda

davalaştılar. Ömer dedi ki:

 

“Sizden herhangi bir kimse uzun bir süre kaybolur da ailesi onun

hayatta olup olmadığını bilmezse (ne yapsın)” dedi. Adam:

“Ama benim mazeretim vardı”, deyince,

“mazeretin nedir” diye sordu. Adam dedi ki:

“Ben kavmimle birlikte yatsı namazını kılmak üzere çıktım. Cinler beni

esir aldı -ya da bana cinler isabet etti, dedi- uzun bir süre aralarında

kaldım. Bunlara mü’min olan cinler gaza etti. Onlarla savaştılar ve

onlara karşı zafer kazandılar. Onlardan esir aldılar. Aldıkları esirler

arasında ben de vardım. Bana:

“Dinin ne” dediler.

“Ben müslümanım”, dedim. Onlar:

“Sen bizim dinimiz üzeresin, seni esir almamız bize helal olmaz”,

dediler. Sonra da beni aralarında kalmak ya da gitmek arasında serbest

bıraktılar. Ben de gitmeyi tercih ettim. Geceleyin beni alıp götürdüler.

Geceleyin benimle yol yürüyorlardı, gündüzün de fırtınalı bir rüzgarın

arkasından gidiyordum. (Ömer):

“Peki ne yiyordun” diye sordu. Adam:

“Bakla ve üzerinde Allah’ın adı anılmadık şeyler”, dedi.

“Ne içiyordun” diye sorunca,

“üstü örtülmemiş şeyler” diye cevap verdi. Katade dedi ki: (Buradaki)

el-cedef: üstü örtülmemiş içecekler demektir. (İbn Ebi Leylâ) dedi ki:

“Ömer adamı hanımını almak ile ona verdiği mehri geri almak arasında

muhayyer bıraktı.”

 

İbn Abdi’l-Berr -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- et-Temhid lima fi’l-

Muvattai mine’l-Meânî ve’l-Esânîd adlı eserinde bu rivayet ile ilgili

olarak şunları söylemektedir: “Bu, Iraklıların rivayeti olarak sahih bir

haberdir. Mekkelilerin de meşhur bir rivayetidir…” [47]

 

6- Müslümana uykuda iken eziyet vermeye gayret etmeleri ve onu

korkutmaya çalışmaları. İbn Ebi Şeybe Musannef’inde [48] Kişi geceleyin

kalkacak olursa nasıl dua eder? (bahsinde) şu rivayeti zikretmektedir:

Bize Abdullah b. Numeyr, Zekeriya b. Ebi Zaide’den anlattı. O Mus’ab b.

Yahya b. Ca’de’den dedi ki: Halid b. el-Velid geceleyin korkardı. O

kadar ki, beraberinde kılıcı olmadan dışarı çıkmazdı. Bu sebeple

herhangi bir kimseye bir zarar vereceğinden korktu. Bu husustan

Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem’e şikâyetçi olunca şöyle buyurdu:

“Cebrail’in bana dediğine göre, cinlerden bir ifrit sana kötülük ediyor.

Bunun için sen de de ki:

 

“İyi bir kimsenin de günahkârın da aşamadığı Allah’ın eksiksiz kelimeleri

ile semadan inenin ve oraya yükselenin kötülüklerinden, yeryüzünde

yayılanların ve oradan çıkanların kötülüklerinden, gece ve gündüzün

fitnelerinden, hayır ile gelen müstesnâ, geceleyin gelen herbir şeyin

şerrinden sana sığınırım ey Rahmân” diye buyurdu. Halid bu sözleri

söyledi ve o korkusu gitti.

 

7- Müslümanın namazını kesmek gayretleri: Buhârî’nin Sahih’inde

Ehadiysu’l-Enbiyâ bölümünde Ebu Hureyre Radıyallahu anh’ın rivayetine

göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Cinlerden bir ifrit kurtularak benim namazımı kesmek istedi. Allah da

ona karşı bana yardımcı oldu, ben de onu alıp yakaladım. Hepinizin onu

görmeniz için mescidin direklerinden birisine onu bağlamak istedim.

Kardeşim Süleyman’ın: “Rabbim, bana mağfiret buyur ve benden sonra

hiç kimseye nasip olmayacak bir mülk ver bana!” (Sâd, 38/35)

şeklindeki duasını hatırladım ve onu hor ve hakir olarak geri çevirdim.”

Peygamber efendimizin: “Cinlerden bir ifrit” buyruğundaki ifrit azgın ve

kötü kimse demektir. [49]

8- Kâhinlere ve madrabazlara faydalı olmak amacı ile söz hırsızlama

gayretleri: Bunun delili daha önce geçmiş bulunmaktadır. İbn Hacer

dedi ki: “Hattabî dedi ki: Bu kâhinler, sınamaların da tanıklık ettiği ve

bilindiği üzere zihinleri keskin, nefisleri şerli, tabiatları ateş tabiatında

olan bir topluluktur. Bunlar çeşitli meselelerini cinlere götürürler ve

çeşitli olaylar hakkında onların görüşlerini sorarlar. Cinler de onlara

birtakım kelimeleri telkin ederler.” [50]

 

Yine İbn Hacer diyor ki: “Hattabî dedi ki: Peygamber Sallallahu aleyhi

vesellem’in açıkladığına göre kâhinin bazan isabet etmesi, ancak

cinninin ona meleklerden hırsızlama yoluyla dinlediği kelimeyi ona

bırakmasının bir sonucudur. O da bu doğru kelimeye duyduklarına kıyas

ederek birtakım yalanlar ilave eder. Nadir olarak bazan isabet edebilir,

hatalı olduğu ise daha çok görülen bir husustur. [51]

 

9- Kafir cinnin herbir insan ile birlikte bulunması ondan ayrılmayarak,

ona her türlü kötülüğü emretmesi: Bunun delili Muslim’in Kıyamet

Gününün Nitelikleri bahsinde kaydettiği Abdullah b. Mesud Radıyallahu

anh’ın şöyle dediğine dair rivayettir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi

vesellem buyurdu ki:

 

“Aranızdan cinlerden onunla birlikte bulunanın kendisi için görevli

kılınmadığı hiçbir kimse yoktur.”

 

“Sen de mi ey Allah’ın Rasûlü?” diye sordular. Şöyle buyurdu:

“Evet ben de. Şu kadar var ki, Allah ona karşı bana yardımcı oldu ve

bunun üzerine o da İslâma girdi. O bakımdan bana sadece hayır

emreder.”

 

İmam Ahmed’in Müsned’inde yine İbn Mesud’un rivayetine göre:

“Cinden onunla birlikte bulunacak olan kimse ile onunla beraber

meleklerden olacak kimsenin görevli kılınmadığı hiçbir kimse yoktur.”

“Sen de mi ey Allah’ın Rasûlü”, dediler. Peygamber şöyle buyurdu:

“Ben de. Şu kadar var ki Allah ona karşı bana yardımcı olmuştur. Bu

sebeple bana ancak hakkı emreder.”

Darimî’nin Sünen’inde Rikak bahsinde Abdullah b. Mesud’dan şöyle

dediği rivayet edilmektedir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem

buyurdu ki:

 

“Sizden kendisiyle birlikte bulunan cinlerden ve yine kendisiyle birlikte

bulunan meleklerden birisinin beraberinde bulunmadığı hiçbir kimse

yoktur.”

 

“Sen de mi” dediler, Peygamber:

“Evet ben de”, dedi.

“Şu kadar var ki, Allah ona karşı bana yardım etti, bunun için ben de

selâmete eriyorum. (Onun şerrinden kurtuluyorum.)”

Ebu Muhammed dedi ki: İnsanlardan kimisi burada “selamete eriyorum”

lafzına esenliğe kavuşuyorum, şerrinden korunuyorum diye anlam

vermişlerdir ki, bu da o zelil oldu, demektir.

Hadisi aynı şekilde İbn Huzeyme, [52] İbn Hibban, [53] Müsned’inde eşŞâşî,

[54] es-Sünne adlı eserinde el-Hallal [55] ve başkaları [56] rivayet etmişlerdir.

 

[33] Fethu’l-Bârî, X, 180
[34] Fethu’l-Bârî, X, 181
[35] Feyzu’l-Kadîr, I, 266
[36] VI, 161
[37] I, 74
[38] XX, 116
[39] Fethu’l-Bârî, X, 193
[40] Bk. ez-Zürkanî şerhi, IV, 299
[41] ez-Zürkanî şerhi, IV, 299
[42] Mecmuu’l-Fetava, XIX, 39-41
[43] Bk. Fethu’l-Bârî, X, 114
[44] Bk. Keşfu’z-Zunun, II, 1422
[45] Fethu’l-Bârî, X, 202
[46] Bk. Telhisu’l-Habir, III, 235
[47] et-Temhid, XII, 184; Ayrıca bk. ed-Diraye fi Tahrici Ehadisi’l-Hidaye, II, 142
[48] VI, 80
[49] Fethu’l-Bârî, VI, 460
[50] Fethu’l-Bârî, VI, 219
[51] Fethu’l-Bârî, VI, 220
[52] Bk. İbn Huzeyme, es-Sahih, I, 330
[53] Bk. İbn Hibban, es-Sahih, IV, 327
[54] Bk. eş-Şaşi, Müsned, II, 251
[55] Bk. el-Hallal, es-Sünne, I, 191
[56] Bk. Ebu’l-Mehasin el-Hanefî, Mutasaru’l-Muhtasar, II, 245; Taberânî, el-
Mucemu’l-Evsat, III, 93; Deylemî, el-Firdevs, IV, 37; Darakutnî, İlel, V, 342

Kaynak: Denizli’li Bilal Hoca

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA
error: Geçti Borun Pazarı;)