Cinlerin Nitelikleri

Pek büyük cin âlemine bakan bir kimse, Kitab-ı Aziz’de ve sahih

sünnette vârid olmuş bulunan niteliklerini incelemeden onları iyi bir

şekilde tanımasına imkân yoktur. Bundan dolayı onların niteliklerini

açık bir şekilde sözkonusu etmek gerekir. Ben bu hususları aşağıdaki

şekilde açıklamak isterim:

 

  1. Cinler ateşten yaratılmışlardır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Cinleri de daha önceden (deri gözeneklerinden) içeriye giren yakıcı

ateşten yarattık.” (el-Hicr, 15/27)

 

Yine yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:

“Cinni de dumansız ateşten yarattık.” (er-Rahmân, 55/15) [9]

Muslim, Sahih’inde Zühd bahsinde, Âişe Radıyallahu anha’dan şöyle

dediğini rivayet etmektedir:

 

“Melekler nurdan yaratıldı. Cinler de dumansız ateşten yaratıldı. Âdem

de size anlatılan şeyden yaratıldı.”

 

  1. Cinler insanlardan daha önce yaratılmışlardır. Alusî, Ruhu’l-Meân’i

adlı tefsirinde [10] yüce Allah’ın: “Andolsun ki biz cehennem için cin ve

insanlardan çok kimseler yaratmışızdır.” (el-A’raf, 7/179) buyruğunu

açıklarken şunları söylemektedir: “Cinlerin önce sözkonusu edilmesi,

insanlara göre daha çok tanınmaları, sayıca daha çok olmaları ve

yaratılışları itibariyle daha önceden yaratılmış olmaları dolayısıyladır.”

 

  1. Cinler yerler, içerler. Buna delil de Muslim’in Sahih’inde Eşribe

(içecekler) bölümünde İbn Ömer Radıyallahu anh’ın rivayet ettiği

hadistir. Buna göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurur:

“Sizden herhangi bir kimse yediğinde sağ eliyle yesin, içtiğinde de sağ

eliyle içsin. Çünkü şeytan sol eliyle yer ve sol eliyle içer.”

 

Ebû Dâvûd’un Sünen’inde Tahare bölümünde İbn Mesud Radıyallahu

anh’dan şöyle dediği rivayet edilmektedir: “Cinlerden bir heyet

Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in yanına gelerek şöyle dediler:

“Ey Muhammed! Sen ümmetine kemik, tezek yahutta kömür ile istincâ

yapmalarını (pisliklerini temizlemelerini) yasakla! Çünkü yüce Allah

onlarda bizim için bir rızık var etmiştir.” Bunun üzerine Peygamber

Sallallahu aleyhi vesellem bu işi yasakladı.

 

Cinlerin iman edenlerinin yiyeceklerinin üzerinde Allah’ın adı anılan

şeyler olduğu, kâfir olanlarının, üzerinde Allah adı anılmayan şeyler

olduğu da söylenmiştir. Bu açıklamayı İmadu’d-Din el-Âmirî “Behcetu’l-

Mehâfil” adlı eserinde yapmıştır.

 

Cinlerin yiyeceklerinin kemik ve tezek, içeceklerinin ise köpük

olduğuna dair sünnette sözkonusu edilen malumat ile ilgili olarak İbn

Abdi’l-Berr şunları söylemektedir: “Bu gibi şeyler akıl ile idrâk

edilemeyen ve herhangi bir esasa göre kıyası yapılamayan şeylerdir.

Bunlarda yüce Allah’ın bize vermediği bilgileri kendisine verdiği

peygamberimize teslimiyet sözkonusudur.”

 

Yine İbn Abdi’l-Berr şunları söylemektedir: “Cinlerin hepsinin yemek

yiyen ve içen varlıklar olma ihtimali olduğu gibi, bazılarının böyle

olmama ihtimali de vardır.” [11]

 

ez-Zerkânî’nin (Muvatta) Şerhinde şu ifadeler yer almaktadır: İbnu’l-

Arabi dedi ki: “Cinlerin yemek yemediklerini, içmediklerini söyleyen bir

kimse, inkârcılığın tuzağına ve doğru olmayan bir yola düşmüş olur.

Hatta bütün şeytanlar ve bütün cinler yerler, içerler, evlenirler ve

çocukları olur, ölürler. Bu aklen mümkün olabilen bir şeydir. Ayrıca bu

hususta şer’i deliller de vârid olmuş, haberler birbirlerini pekiştirir

durumdadır. Dolayısıyla bu muhtevanın dışına ancak akılsızlar çıkar.

Onların yemeklerinin koklamak olduğunu söyleyen bir kimse, ilmin

kokusunu dahi almamıştır. Âkâmu’l-Mercan adlı eserin müellifi de şöyle

demektedir: “Genel deliller bütün cin türlerinin yediklerini, içtiklerini

ortaya koymaktadır.”

 

  1. Cinler evlenirler, nesilleri çoğalır, zürriyetleri vardır.

 

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Onlar sizin düşmanınızken, siz beni bırakıp da onu ve onun soyunu

veliler (dostlar) mi ediniyorsunuz?” (el-Kehf, 18/50)

İmam İbn Cerir et-Taberî -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- diyor ki:

“İblisin zürriyeti (soyu), Âdemoğullarına hücum eden şeytanlardır.” [12]

Ayrıca senedini zikrederek Mücahid’den: “Onu ve soyunu veliler mi

ediniyorsunuz?” (el-Kehf, 18/50) buyruğu hakkında onun zürriyetini

demek olup, onlar da şeytanlardır dediğini rivayet etmektedir. [13]

Cinlerin evlendiklerine ve soylarının olduğuna delil olarak gösterilen

hususlardan birisi de Buhârî, Muslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, Darîmî

ve Ebû Dâvûd’da sabit olan Enes b. Malik Radıyallahu anh’ın şöyle

dediğine dair nakledilen rivayettir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi

vesellem helaya girdiği vakit: “Allah’ım hubsdan ve habâisden sana

sığınırım” derdi.

 

Avnu’l-Ma’bud Şerhu Sünen-i Ebi Davud’da [14] şunları söylemektedir:

“Hattabi dedi ki: Hubs, şeytanlar ve onların dişileridir. Hubs habisin

çoğuludur. Habâis ise habise’nin çoğuludur. Bununla şeytanların

erkeklerini ve dişilerini kastetmektedir.”

 

İnsanlarla cinler arasında evlilik mümkün müdür? diye sorulursa şöyle

denilir: Bu sorunun cevabını Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye şöylece

vermektedir: “İnsanlarla cinler birbirleriyle evlenebilirler. Onlardan

çocuk da dünyaya gelebilir. Bu çok rastlanan ve bilinen bir husustur.”

[15]

 

Buna yüce Allah’ın huriler hakkındaki şu buyruğu da delil gösterilebilir:

“O ikisinde de bunlardan evvel ne bir insanın, ne bir cinnin asla

dokunmadığı, gözlerini yalnız eşlerine dikmiş (huri)ler vardır.” (er-

Rahman, 55/56)

 

İbnu’l-Cevzi, Zadu’l-Mesîr adlı eserinde [16] şunları söylemektedir: “Bu

ayet-i kerime’de cinden olan bir erkeğin tıpkı insan erkeği gibi, kadın

ile ilişki kurduğuna delil vardır.”

  1. Cinler birbirlerine karşı merhametlidirler.

Buna delil Muslim’in Sahih’inde tevbe bölümünde Ebu Hureyre

Radıyallahu anh’dan Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle

buyurduğuna dair naklettiği rivayettir:

 

“Şüphesiz Allah’ın yüz rahmeti vardır. Bundan bir tek rahmeti cinler,

insanlar, hayvanlar ve haşerelere indirdi. Bununla birbirlerine bağlanır,

birbirlerine merhamet ederler ve bununla yırtıcı hayvanlar yavrularına

şefkat gösterirler. Allah doksandokuz rahmetini ertelemiştir. Bunlarla

kıyamet gününde kullarına merhamet buyuracaktır.”

  1. Cinler mükelleftirler

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Ben cinleri de, insanları da ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.

Ben onlardan bir rızık da istemiyorum. Bana yemek yedirmelerini de

istemiyorum. Çünkü şüphesiz ki Allah’tır, hem rızkı veren, hem pek

çetin kudret ve kuvvet sahibi olan.” (ez-Zariyat, 51/56-58)

İbn Kayyim -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- diyor ki: “Yüce Allah onları

ibadet etmek için yarattığını bildirmektedir. Aynı şekilde kendisine

ibadet etsinler diye onlara rasûller göndermiş ve bu peygamberlere

kitaplarını indirmiştir. O halde ibadet onların kendisi için yaratıldıkları

yaratılış amaçlarıdır. Onlar terkedilip bırakılsınlar diye yaratılmadılar.

Çünkü böyle bir iş, yokluk ile alakalı bir durumdur, yokluk

mükemmelliğin sözkonusu olmadığı bir haldir. Oysa emrolunana uymak

bundan farklıdır. Çünkü bu varlık ile alakalı bir durumdur ve varolması

istenen bir iştir.” [17]

 

Tirmizî’nin, Sünen’inde, Ebu Hureyre Radıyallahu anh’dan sabit olan

rivayete göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Ben diğer peygamberlere altı özellikle üstün kılındım…” Rasûlullah

Sallallahu aleyhi vesellem bunlar arasında: “Ve ben bütün yaratılmışlara

peygamber olarak gönderildim” diye buyurmuştur. Tirmizî dedi ki: Bu

hasen, sahih bir hadistir.

 

Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in: “Ve ben bütün yaratılmışlara

peygamber olarak gönderildim” buyruğundan kasıt, onların cinlerine

de, insanlarına da peygamber gönderildiğidir. Nitekim buna tanıklık

etmek üzere Darimî Sünen’inin mukaddimesinde İbn Abbas Radıyallahu

anh’dan şunu rivayet etmektedir: Ona: Onun -yani Peygamberimizindiğer

peygamberlere üstünlüğü nerededir, diye soruldu. İbn Abbas dedi

ki: Yüce Allah: “Biz gönderdiğimiz her peygamberi -kendilerine apaçık

anlatsın diye- ancak kendi kavminin dili ile gönderdik.” (İbrahim, 14/4)

diye buyurmaktadır. Yine yüce Allah Muhammed Sallallahu aleyhi

vesellem’e: “Biz seni ancak bütün insanlar için gönderdik.” (Sebe’, 34/

28) diye buyurmaktadır. Böylelikle onu hem cinlere, hem insanlara

peygamber olarak göndermiştir.

 

İbn Hacer der ki: “Cinlerin mükellef oldukları ortaya çıktığına göre,

onlar tevhidi kabul etmekle ve İslâmın rükünlerini yerine getirmekle

yükümlüdürler. Bunların dışında kalan diğer fer’î hükümlere gelince, bu

hususta görüş ayrılığı vardır. Çünkü tezek ve kemik kullanımının

nehyedildiğine ve bunların cinlerin azıkları olduğuna dair sabit olan

rivayetler vardır.” [18]

 

  1. Cinlerin müslümanı, kafiri, salih olanı, olmayanı vardır.

Yüce Allah cinlerin şöyle dediklerini haber vermektedir:

“Gerçekten biz kimimiz salih kimseleriz, kimimiz bundan aşağıdadır. Biz

çeşit çeşit yollara ayrılmışız.” (el-Cin, 72/11)

 

Beğavî, Meâlimu’t-Tenzîl adlı tefsirinde şunları söylemektedir: [19]

Yüce Allah’ın: “Kimimiz bundan aşağıdadır” buyruğu salihlerden değildir,

demektir. “Biz çeşit çeşit yollara ayrılmışız.” Çeşitli cemaatlere, değişik

sınıflara ayrılmışız. Mücahid dedi ki: Müslümanlar ve kâfirler olarak

ayrılmışız demek istemektedirler, diye açıklamıştır.

 

Farklı hevâ ve mezheplere ayrılmışız, diye de açıklanmıştır. el-Hasen

ve es-Süddi: Cinler de sizin gibidir. Kimileri kaderiyecidir, kimileri

mürcieci, kimisi de rafızidir. İbn Keysan dedi ki: İnsanların hevâları gibi

herbir fırkanın da kendisine göre bir hevâsı bulunan değişik gruplara

ayrılmışlardır. Said b. Cübeyr dedi ki: Çeşitli renklerdeyiz demektir.

Ebu Ubeyde: “Çeşitli sınıflar, demektir” diye açıklamıştır.

 

Yüce Allah aynı şekilde onlardan şöyle dediklerini haber vermektedir:

“Gerçekten kimimiz müslümanlar, kimimiz zalimleriz. Müslüman

olmuşlar, işte onlar doğru yolu aramış olanlardır. Zalim olanlara gelince

onlar cehenneme odundurlar.” (el-Cin, 72/14-15)

“Zalim olanlar” kâfir olanlardır. Cinler arasında samimi müslümanların

varlığına tanıklık eden buyruklardan birisi de yüce Allah’ın şu

buyruğudur:

 

“Hatırla ki, cinlerden bir grubu Kur’ân’ı dinlesinler diye sana yöneltmiş

idik. Onun huzuruna geldiklerinde: ‘Susup dinleyin’ dediler. (Okunması)

bitirilince de kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler. Dediler ki: ‘Ey

kavmimiz, biz Musa’dan sonra indirilmiş olup, kendinden öncekileri

doğrulayan, hakka ve dosdoğru yola ileten bir kitap dinledik. Ey

kavmimiz! Allah’ın davetçisinin çağrısını kabul edin ve ona iman edin,

ta ki Allah günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acıklı bir

azaptan kurtarsın. Kim Allah’ın davetçisinin çağrısını kabul etmezse o

yeryüzünde (Allah’ı) âciz bırakıcı değildir. Onun ondan başka dost ve

yardımcıları da olmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.'” (el-

Ahkaf, 45/29-32)

 

Bu buyruk cinlerden mü’min olan bu topluluğun, dinledikleri Kur’ân-ı

Kerim’in ne kadar ileri ölçüde büyük etkisi altında kaldıklarına derin bir

işaret taşımakta, kendi kavimlerini imana ve İslâma davet edecek

kimseler olmakla sahip oldukları pek büyük ayırıcı özelliklerini açığa

çıkarmaktadır. Bunlar kalpte huşû’u ve yakîni harekete getiren

anlardır. Aynı zamanda Kur’ân-ı Kerim’den ve imandan yüz çeviren

herkesi uyarıp, tehdit etmektedir. Eğer bu kitabın hitabına boyun

eğmez ve onu indirene teslim olmazsa, o kimse için cehennem

ateşinden başka bir karşılık verilmeyecektir. Orası ne kötü bir duraktır:

“Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse onu zorlu bir azaba sokar.” (el-

Cin, 72/17)

 

Aynı zamanda bu olay, mü’min kimseleri İslâmı tebliğ etmekte, İslam

davetini insanlara ulaştırmakta olanca gayreti ortaya koymak için de

gayrete getirmektedir:

 

“Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve: ‘Şüphesiz ki ben

müslümanlardanım’ diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?”

(Fussilet, 41/33)

 

Cinlerden bir kısmının mü’min ve müslüman olduğuna delil

gösterilebilecek rivayetlerden birisi de, Muslim’in Namaz bölümünde

zikrettiği İbn Abbas Radıyallahu anh’ın şu sözleridir: Rasûlullah

Sallallahu aleyhi vesellem cinlere ne Kur’ân okudu, ne de onları gördü.

Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ashabından bir grup ile birlikte

Ukaz panayırına doğru gittiler. O sırada şeytanlar ile semadan haber

almaları arasında bir engel konulmuştu. Onlara gökten alevli ateşler

gönderildi. Şeytanlar kavimlerine geri döndüklerinde:

“Size ne oluyor dediler”, onlar:

 

“Bizimle semanın haberi arasına engel konuldu ve üzerimize alevli

ateşler gönderildi”, dediler. Öbürleri

“bu ancak meydana gelmiş önemli bir olay sebebiyle olmuştur. Haydi

yeryüzünün doğularına, batılarına gidiniz.” Tihâme tarafına doğru yola

koyulmuş grup, -Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Nahle denilen

yerde iken. Ukaz’a doğru gidiyorlarken orada ashabına sabah namazını

kıldırdığını gördüler. Kur’ân’ı duyunca ona kulak verdiler ve:

“İşte bizimle semanın haberi arasına engel olan budur”, dediler. Bunun

üzerine kavimlerine geri döndüler ve:

 

“Ey kavmimiz dediler. Biz hayret veren bir Kur’ân dinledik. O dosdoğru

yola iletiyor. Bu sebeple biz de ona iman ettik, Rabbimize hiç kimseyi

ortak koşmayız.” Bunun üzerine yüce Allah, Peygamber Sallallahu

aleyhi vesellem’in üzerine: “De ki: ‘Bana şu vahyolundu: Cinlerden bir

topluluk beni dinlediler…'” (el-Cin, 72/1) buyruklarını indirdi.

 

Aynı şekilde cinlerden müslüman olanların varlığına delil

gösterilebilecek hususlardan birisi de yine Muslim’in Sahih’inin Tefsir

bölümünde Abdullah (b. Mesud) dan naklettiği şu rivayettir: “Onların o

tapındıkları da rablerine hangisi daha yakın olacak diye yol ararlar”

buyruğu hakkında (Abdullah b. Mesud) dedi ki: “İnsanlar bir topluluk,

cinlerden bir topluluğa ibadet ve dua ediyorlardı. Nihayet cinlerden bir

topluluk İslâma girdi, fakat insanlar onlara ibadete devam etti. İşte

bunun üzerine: “Onların o tapındıkları da rablerine hangisi daha yakın

olacak diye yol ararlar.” âyeti nâzil oldu.”

 

Müslüman cinlerin güzel amelleri, iyi fiilleri vardır. Meselâ, Beyhaki’nin

Şuabu’l-İman adlı eserinde nakledildiğine göre onlar iyiliği emreder,

yalan ve kötülükten uzak tutmaya çalışırlar. Yine Taberânî’nin, el-

Mu’cemu’l-Kebir’inde belirtildiği üzere onlardan kimisi kulun dikkatini

tevhide çeker ve onu şirkten sakındırır. [20] Bezzar’ın Müsned’inde

belirtildiğine göre onlardan kimileri namaz kılan mü’minle birlikte

namaz kılarlar, mü’minin Kur’ân okuması ile birlikte Kur’ân okurlar ve

onu dinlerler. [21] İbn Ebi Şeybe’nin, Musannef’inde [22] ile el-Hallal’in

es-Sünne [23] adlı eserinde belirtildiği üzere Ömer Radıyallahu anh’ın

öldürülmesi dolayısıyla onların bir kesimi ağlamıştır. Aynı şekilde yine

el-Hallâl’ın es-Sünne [24] adlı eserinde Osman Radıyallahu anh’ın

öldürülmesi için de ağladıkları gibi, Huseyn Radıyallahu anh’ın

öldürülmesi üzerine de ağladıkları zikredilmiştir. [25]

Birisi: Cinler arasında sahabi sayılacak kimseler var mıdır? diye sorarsa

şöyle cevap verilir:

 

Buhârî’nin sahabiyi: “Müslüman olarak Nebi Sallallahu aleyhi

vesellem’le sohbette bulunan yahut onu gören kimsedir” diye

açıklamasını sözkonusu eden İbn Hacer şunları söylemektedir: “Acaba

bu bütün Adem oğullarına mı hastır, yoksa onların dışındaki diğer akıl

sahiplerini de kapsayacak bir genellikte midir? Bu düşünülmesi gereken

bir husustur. Cinleri sözkonusu edecek olursak, tercihe değer husus

onların bu kapsama girdikleridir. Çünkü Peygamber Sallallahu aleyhi

vesellem’in onlara da peygamber olarak gönderildiği kesindir. Onlar da

mükelleftirler. Aralarında isyankârlar vardır, itaatkârlar vardır.

Aralarından ismi bilinenlerin ashab-ı kiram arasında anılmasında

tereddüt etmemek gerekir. Her ne kadar İbn Kesir bu hususta Ebu

Musa’yı [26] ayıplamakta ise de bu hususta herhangi bir delile

dayanmamaktadır.” [27]

 

8- Cinlerin şeytanları kendilerine itaat eden büyücü ve benzeri insan

şeytanlarına yardımcı olmak üzere semâdan bilgi çalmaya çalışırlar.

Buna Muslim’in Sahih’inde selâm bahsinde rivâyet ettiği Abdullah b.

Abbas Radıyallahu anh’ın şu sözleridir: Peygamber ashabından ensardan bir adamın bana haber verdiğine göre, bir gece Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte oturuyorlarken bir yıldız kaydı ve etrafı aydınlattı. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem onlara şöyle sordu:

“Bunun gibi bir yıldız kaydığı zaman cahiliye döneminde ne diyordunuz?”

Onlar:

 

“Allah ve Rasûlü daha iyi bilir”, dediler. Biz şöyle diyorduk:

“Bu gece büyük bir kişi dünyaya geldi, büyük bir kişi öldü.” Bunun

üzerine Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

“Bu yıldız herhangi bir kimsenin ölümü ya da hayatı dolayısıyla kaymaz.

Fakat şanı yüce ve mübarek olan Rabbimiz bir işe hüküm verdiği zaman

Arşın taşıyıcıları tesbih getirirler. Daha sonra onlardan sonraki semada

bulunanlar tesbih getirirler. Nihayet tesbih, bu dünya semasının

sakinlerine kadar ulaşır. Daha sonra Arşı taşıyanların yanındakiler Arşı

taşıyanlara: Rabbiniz ne buyurdu? diye sorarlar. Onlar da ötekilerine ne

buyurduğunu haber verirler. (İbn Abbas devamla) dedi ki:

 

Semavattakiler birbirlerine haberin mahiyetini sorarlar ve nihayet bu

haber şu dünya semasındakilere ulaşır. Cinler bu sözü dinleyerek

kapmaya çalışırlar ve bu kaptıklarını dostlarına bırakırlar ve onu onlara

ulaştırırlar. İşte onların olduğu gibi bildirdikleri haktır, fakat onlar ona

başka şeyler katar ve ilave ederler.”

 

Nevevî dedi ki: “Başka şeyler katarlar” ifadesi ona yalan karıştırırlar

demektir. Buna delil de Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in

“cinler o işittikleri sözü kaparlar ve bunu dostlarına bırakırlar ve onu

atarlar” ifadesidir.

 

Buna aynı şekilde Muslim’in Sahih’inde Selâm bölümünde yer alan bir

başka rivayet açıklık getirmektedir. Âişe Radıyallahu anha’dan şöyle

dediği rivayet edilmiştir: Bazıları Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem’e

kâhinler hakkında soru sordular. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem

onlara:

 

“Onlar hiçbir şey değildir” diye buyurdu.

“Ey Allah’ın Rasûlü, dediler. Onlar bazan bir şey anlatıyorlar ve doğru

çıkıyor?” Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

“O, cinnin sözlerindendir. Cinni o sözü alır ve bunu kendi dostunun

kulağına tıpkı bir tavuk gibi bırakır, onlar bu söze yüz yalandan daha

fazlasını katar karıştırırlar.”

 

Hattabî ve başkaları şöyle demektedir: Yani cinlere mensup kişi

duyduğu sözü kâhin dostuna bırakır. Diğer şeytanlar da bu sözleri

işitirler. Tıpkı tavuğun sesiyle diğer arkadaşlara haber vermesi, onların

da ona karşılık vermeleri gibi.

 

Bu buyrukta kâhinlik yapmanın haram olduğuna, kâhinlere gitmenin

haram olduğuna ve bu işin yasaklanmasına delil vardır. Nitekim el-

Maverdi, el-Ahkâmu’s-Sultaniye’de şöyle demektedir: “Hisbe görevlisi

(emr bi’l-maruf nehy ani’l-münkerle görevli olan kişi) insanların

kehanetle ve oyun ve eğlence ile kazanç sağlamalarını engeller, bu

sebeple mal vereni de, alanı da te’dib eder.”

 

9- Cinlerin şeytanları arasında pek büyük yalan söyleyenler de vardır.

Buna az önce kaydedilen hadis delil teşkil etmektedir.

 

10- Cinlerin azgın olanları Ramazan ayında zincirlerle sıkı sıkıya

bağlanırlar. Böylelikle müslümanlara başka aylarda yapabildikleri zarar

kadarını yapma imkânı bulamazlar ve müslümanları fitneye düşürme

imkânına ulaşamazlar. Çünkü mü’minler Ramazan’da her türlü arzuyu

kaldıran oruç ile meşguldürler. Kur’ân ve zikirle uğraşmaktadırlar. [28]

Tirmizî’nin Sünen’inin oruç bahsinde rivayet ettiği Ebu Hureyre

Radıyallahu anh’ın şöyle dediğine dair rivayet te buna tanıklık

etmektedir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:

 

“Ramazan ayının ilk gecesinde şeytanlarla cinlerin azgınları zincirlere

vurulurlar, ateşin kapıları kapatılır, onun hiçbir kapısı açılmaz,

cennetin kapıları açılır ve onun hiçbir kapısı kapalı tutulmaz. Bir

münadi şöyle seslenir: Ey hayır arayan (hayra) yönel ve ey kötülük

arayan (kötülükten) vazgeç ve yüce Allah’ın cehennem ateşinden azad

edilecek kulları vardır.” Bu Tirmizî’nin lafzıdır. Buna yakın bir şekilde

Buhârî ve Muslim de bu hadisi rivayet etmişlerdir.

 

Tuhfetu’l-Ahvezî [29] adlı eserde şöyle demektedir: “Bazıları hakkında

bundan farklı hususları gerektiren rivayetlere gelince, bunlar

şeytanların kandırmalarının sebep oldukları birtakım etkilerdir ve bu

etkiler bu nefislerin derinliğine kadar işlemiş ve şeytanlar onların

başlarına yumurtalamış bulunmaktadır.”

 

11- Cinler tıpkı diğer varlıklar gibi gaybı bilmezler.

Yüce Allah Süleyman Aleyhisselam’ın ölümünü sözkonusu ederken şöyle

buyurmaktadır:

 

“Biz ölümüne hükmedince asasını yiyen ağaç kurdundan başkası onlara

ölümünü göstermedi. Nihayet yıkılıp yere düşünce açıkça ortaya çıktı

ki, eğer cinler gaybı bilmiş olsaydılar, bu horlayıcı azap içinde devam

etmezlerdi.” (Sebe’, 34/14)

 

Kurtubî dedi ki: “Denildiğine göre cinlerin elebaşıları yedi kişi idi.

Bunlar Süleyman Aleyhisselam’ın emrine itaat ediyorlardı. Davud

Aleyhisselam Beytu’l-Makdis’in temellerini atmıştı. Vefat ettiğinde

Süleyman Aleyhisselam’a Beytu’l-Makdis mescidini tamamlamasını

vasiyet etmişti. Süleyman Aleyhisselam cinlere bu işi emretti. Vefatı

yaklaştığında yakınlarına dedi ki: Mescidin inşaatını tamamlayıncaya

kadar ölümümü onlara haber vermeyiniz. Mescidin bitmesine bir yıllık

bir zaman kalmıştı. Haberde belirtildiğine göre ölüm meleği onun

arkadaşı idi. Ölümünün alametinin ne olacağını ona sordu. O da dedi ki:

“Secde ettiğin yerden Harnube (keçi boynuzu) adı verilen bir ağaç

(bitki) çıkacak. Mutlaka her sabah Beytu’l-Makdis’de bir ağaç biterdi,

ona:

 

“Adın ne” diye sorardı. O ağaç da:

“Adım şu şudur” derdi. Ona:

“Sen ne işe yararsın”, diye sorar, ağaç

“şuna şuna” derdi. Bunun üzerine emir verir, o ağaç kesilir ve

kendisine has bir bahçeye diker ve o ağacın fayda ve zararlarının adının

ve tıpta neye yaradığının yazılmasını emrederdi. Bir gün namaz

kılmakta iken önünde bir ağacın yeşermekte olduğunu gördü. Ona:

“Adın ne” diye sordu, o da:

“Keçiboynuzu” dedi.

“Ne işe yararsın” diye sordu. Ağaç:

“Bu mescidin tahribine”, diye cevap verdi. Süleyman Aleyhisselam:

“Ben hayatta olduğum sürece Allah onu tahrip etmeyecektir. Sen,

benim ve Beytu’l-Makdis’in helakine sebep olacak ağaçsın.” O ağacı

yerinden kopardı ve bahçesine dikti. Sonra şöyle dedi:

 

“Allah’ım, ölümümden cinlerin haberdar olmamasını sağla ki, insanlar

da cinlerin gaybı bilmediklerini öğrensinler.

 

Cinler insanlara gayba dair bazı şeyler bildiklerini ve yarın neler

olacağını bildiklerini haber veriyorlardı. Sonra kefenini giyindi,

hanutlarını süründü, mihrabına girdi. Namaza durdu, tahtı üzerinde

asasına yaslandı. Öldüğü halde, ölümü üzerinden bir sene geçinceye

kadar cinler bunu bilemedi. Bu sırada mescidin inşası da tamamlandı.

Ebu Cafer en-Nehhâs dedi ki: Bu âyet-i kerime hakkındaki açıklamaların

en güzeli budur. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’e kadar ulaşan

hadis de bu görüşün sıhhatine delil teşkil eder. İbrahim b. Tahmân, Ata

  1. es-Sâid’den, o Saib b. Cübeyr’den, o İbn Abbas’tan rivayet ettiğine

göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın peygamberi Davud oğlu Süleyman -ikisine de selam olsunnamaz kıldı mı, önünde yeşeren bir ağaç görürse ona:

“Adın nedir” diye sorar. Şayet dikilmek için ise, onu diker, bir ilaç için

ise bunu yazardı. Bir gün namaz kılmakta iken yine önünde bir ağaç

bitiverdi.

 

“Adın nedir diye sordu”, o:

“Keçiboynuzu” dedi.

“Sen ne işe yararsın” diye sordu. Ağaç:

“Bu evin tahribi içinim”, dedi. Süleyman dedi ki:

“Allah’ım, cinler ölümümü bilemesinler. Böylelikle insanlar cinlerin

gaybı bilmediklerini bilmiş olacaklar.” Süleyman o ağacı bir asa halinde

yonttu ve bir sene boyunca ona yaslandı. Onlar da bunu bilmediler.

Derken asa düştü. İnsanlar cinlerin gaybı bilmediklerini öğrenmiş

oldular. Bu halin miktarına baktılar, bir sene olduğunu tespit ettiler.”

Yine Kurtubî şunları söylemektedir: Sahih senedlerle tefsir’de

belirtildiğine göre İbn Abbas şunları söylemektedir: Davud oğlu

Süleyman -ikisine de salât ve selâm olsun- bir sene boyunca ölümü

bilinmeksizin asası üzerine yaslanmış olarak kaldı. Bu vakitte cinler,

kendilerine vermiş olduğu emirleri yerine getiriyorlardı. Bir sene sonra

yere düştü, yere yıkılınca insanlar, cinler eğer gaybı bilmiş olsalardı,

hor ve hakir kılıcı azapta devam edemeyeceklerini açıkça anlamış

oldular. [30]

 

Hadisi Hakim, Müstedrek’inde rivayet etmiş olup, bu senedi sahih bir

hadis olduğu halde Buhârî ve Muslim tarafından rivayet edilmemiştir,

dedi.

 

12- Cinlerin görülmeyecek şekilde olan aslî hilkatlerinden çıkarak

şekillenebilmeleri ve görülmeleri mümkündür. Bu hususta birkaç şekil

sözkonusudur:

 

  1. İnsan suretinde gelmeleri. Buna delil gösterilecek hususlardan birisi

de yüce Allah’ın şu buyruğudur:

 

“Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve şöyle demişti: ‘Bugün

insanlardan sizi yenebilecek yoktur. Ben de muhakkak sizin

yardımcınızım.'” (el-Enfâl, 8/48)

 

Bu Bedir günü şeytan bir adam suretinde görünerek onlara söylediği

sözleri söyleyip, müşrikleri aldattığı zaman tahakkuk etmişti.

 

Ebu Hureyre Radıyallahu anh’ın bir adam suretinde gelen şeytan ile

başından geçen olayları anlatan rivayet te buna delildir. Peygamber

Sallallahu aleyhi vesellem Ebu Hureyre’yi ramazan zekatını korumakla

görevlendirmesi bilinen bir olaydır. Bu Buhârî’nin Sahih’inde Vekâlet

bahsinde ve başka yerlerde sabittir.

 

  1. Siyah köpek suretinde gelmeleri. Buna da Muslim’in Sahih’inde namaz

bahsinde Abdullah b. es-Sâmit’ten, onun Ebu Zerr Radıyallahu anh’dan

şöyle dediğine dair rivayet delil teşkil etmektedir: Rasûlullah Sallallahu

aleyhi vesellem buyurdu ki:

 

“Sizden herhangi birisi kalkıp namaz kılacak olursa, eğer önünde deve

eğerinin arka tarafındaki tahta gibi bir şey bulunursa onun için sütre

olur. Şayet önünde deve eğerinin arkasındaki tahta gibi bir şey

bulunmayacak olursa eşek, kadın ve siyah köpek onun namazını keser.”

Ben (Abdullah b. es-Samit):

 

“Ey Ebu Zerr dedim. Siyah köpek ile kırmızı köpek ve sarı köpek

arasında nasıl bir fark vardır?” Ebu Zerr dedi ki:

 

“Kardeşimin oğlu, senin bana sorduğun şekilde ben de Rasûlullah

Sallallahu aleyhi vesellem’e sordum. Şöyle buyurdu:

“Siyah köpek bir şeytandır.”

 

Bu hadisi buna yakın bir şekilde Tirmizî de Sünen’inin Namaz bahsinde,

Nesâî Kıble bahsinde, Ebû Dâvûd Namaz bahsinde, İbn Mâce Namazın

kılınması ve Namazda Sünnet bahsinde, Ahmed, Müsned’inde, Darimî

Sünen’inin Namaz bahsinde ve hepsi de Abdullah b. es-Samit’ten o Ebu

Zerr’den diye rivayet etmişlerdir.

 

Siyahın cinlere mahsus renk olduğunu gösteren birtakım deliller de

vardır. İmam Ahmed Müsned’inde rivayet ettiğine göre Ebu Zerr

Radıyallahu anh dedi ki: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu

ki:

 

“Benden önce hiçbir peygambere verilmemiş beş şey bana verildi.

(Düşmanımın kalbine salınan) korku ile bana yardım olundu. Bu sebeple

düşman bir aylık mesafeden benden korkar. Yeryüzü benim için hem

namaz kılacak yer, hem de temizlenme aracı yer kılındı ve ganimetler

bana helâl kılındı. Benden önce hiç kimseye helâl kılınmadı ve ben hem

kırmızıya, hem siyaha gönderildim. Bana: “İste O sana verilecek”

denildi. Ben isteğimi ümmetime yapacağım şefaat olarak sakladım. O

inşaallah sizden yüce Allah’ın huzuruna ona hiçbir şeyi ortak koşmadan

çıkan kimselere erişecektir.”

 

A’meş -ki burada delilimiz de budur- dedi ki: Mücahid’in görüşüne göre

kırmızıdan kasıt insanlar, siyahdan kasıt cinlerdir.

 

Mucemu Şuyuhi Ebi Bekr el-İsmailî’deki rivayete göre Ebu Abdi’r-

Rahman es-Sülemî şöyle demiştir: Ali b. Ebi Talib Radıyallahu anh dedi

ki: “Cinler muayyen birtakım köpeklerdir.” Rasûlullah Sallallahu aleyhi

vesellem de şöyle buyurmuştur: “Sizler iki noktası bulunan simsiyah

köpeği öldürünüz. Çünkü o şeytandır.”

 

İbn Abdi’l-Berr dedi ki: “İlim adamlarının dediklerine göre simsiyah

(köpek) şeytandır. Yani böyle bir köpek menfaat sağlamaktan uzak,

zararı ve eziyeti bir ihtimali yakın bir yaratıktır. Bunlar düşünme ile

anlaşılacak konular değildir. Kıyas ile bu neticelere ulaşılamaz. Bu

hususlarda Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in dediği kabul edilir.

[31]

 

İbn Abdi’l-Berr -yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun- kimseye zarar

vermedikleri ve kimseye saldırmadıkları takdirde siyah köpeklerin dahi

öldürülmeyeceği kanaatine yatkındır. Çünkü Peygamber Sallallahu

aleyhi vesellem canlı herhangi bir varlığın hedef edinilmesini

yasaklamıştır. Ayrıca köpeklerin öldürülmesine dair verilen emir

Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in Ebû Dâvûd’un Sünen’indeki şu

rivayette olduğu gibi neshedilmiştir: “Beş haşere vardır ki bunlar Harem

hududları içerisinde de, dışında da öldürülürler. Peygamber Sallallahu

aleyhi vesellem bunlar arasında saldırgan köpeği de saydı.”

 

Bu hadisiyle Nebi Sallallahu aleyhi vesellem köpekler arasından sadece

saldırgan için özel hüküm vermiştir. Çünkü mü’mine saldıran, eziyet

veren ve mü’min tarafından kendisine güç yetirilen herbir hayvanın

öldürülmesi vaciptir.

 

(İbn Abdi’l-Berr devamla) dedi ki: Yine bu husustaki delillerden birisi de

şudur: İmam Malik -Allah’ın rahmeti üzerine olsun-‘den sonra

dönemlerin değişip durmasına rağmen bütün bölgelerde köpekler

öldürülmemiştir. Bütün bu ülkelerde ise İmam Malik’in de, başkalarının

da mezhebinde olan ilim adamları ve fazilet sahipleri bulunagelmiştir.

Herhangi bir münker ve açık masiyette hiçbir şekilde müsamaha

göstermeyen, mutlaka o münkere karşı tepki gösteren ve onu

değiştirmeye kalkışan kimseler de bulunmuştur.

Bu hususta rivayet edilen ve şeytan olduğunu belirten siyah köpeklerin

öldürülmesi kanaatini benimseyenlerin ise buna dair bir delilleri

yoktur. Çünkü yüce Allah kötülüğü ağır basan insanlara ve cinlere

mensup olanlara “insan ve cin şeytanlarını” (el-En’âm, 6/112)

buyruğunda “şeytan” adını vermiş bulunmaktadır ve bu sebep

dolayısıyla da öldürülmesi gerekmemiştir. [32]

 

  1. Evlerde barınan yılanlar şeklinde gelmeleri. Buna Muslim’in

Sahih’inde Selâm bölümünde Ebu Said el-Hudri Radıyallahu anh’dan

şöyle dediğine dair kaydettiği rivayet delildir: Rasûlullah Sallallahu

aleyhi vesellem buyurdu ki:

 

“Şüphesiz Medine’de müslüman olmuş cinlerden bir kesim vardır. Her

kim evlerde barınan bu kesimden bir şeyler görecek olursa üç (gün ya

da defa) onlara süre tanısın. Bundan sonra bir daha ona görünecek

olursa onu öldürsün. Çünkü o bir şeytandır.”

 

“Evlerde barınanlar”dan kasıt ise evlerde barınan yılanlardır, bunlar

çoğunlukla cinlerden olurlar. Nitekim Ahmed’in Müsned’inde İbn

Abbas’ın rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir. Rasûlullah

Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “Yılanlar cinlerden mesh

olmuşlardır. (Hilkatleri değiştirilmiştir.)”

 

  1. Zararlı haşereler suretinde görünmeleri. Buna da Ebû Dâvûd’un

Sünen’inde Edeb bölümünde Ebu Said el-Hudrî Radıyallahu anh’dan

şöyle dediğine dair kaydettiği rivayet delil teşkil etmektedir: Rasûlullah

Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “Şüphesiz cinlerden olan

haşerelerden herhangi birisini evinde kim görecek olursa üç defa ona

görünsün. Eğer tekrar gelecek olursa onu öldürsün, çünkü o bir

şeytandır.”

 

13- Cinler hızlı hareket ederler ve zor işlere güç yetirebilirler.

Şüphesiz ki cinler alemi, hayret verici bir alemdir. Onların en hayret

verici özelliklerinden birisi de yüce Allah’ın şu buyruğunun tanıklık

ettiği gibi bir yerden bir başka yere hızlıca intikal edebilme güçleridir:

“Cinlerden bir ifrit dedi ki: ‘Ben onu sana sen yerinden kalkmazdan

önce getirebilirim ve muhakkak ben buna gücü yeten ve güvenilir bir

kimseyim.'” (en-Neml, 27/39)

 

Görüldüğü gibi burada cinlerden olan bu ifrit Sebe Melikesi Belkıs’ın

tahtını Süleyman Aleyhisselam meclisinden kalkmadan önce getirmeyi

üstlenmiş bulunmaktadır. Bu ise onların hızlı bir şekilde hareket

edebildiklerine delildir.

 

Aynı şekilde onların hayret verici özelliklerinden birisi de; yüce Allah’ın

haber verdiği şekilde, ağır ve yorucu işleri yerine getirebilecek güce

sahip olmalarıdır. Buna göre cinler Süleyman Aleyhisselam’a pek büyük

köşkler, pek büyük timsaller ve oldukça geniş, büyük kazanlar ve çok

büyük su havuzları yapıyorlardı. Nitekim yüce Allah şöyle

buyurmaktadır:

 

“Onlar kendisine köşklerden, heykellerden, büyük havuzları andıran

çanaklardan ve yerlerinde sabit kazanlardan istediğini yaparlardı. ‘Ey

Dâvûd hanedanı! Siz de şükrederek çalışın, kullarımdan şükreden ise

azdır.'” (Sebe, 34/13)

 

[9] Bk. İbn Hazm, el-İhkâm, II, 166
[10] IX, 119
[11] İbn Abdi’l-Berr, et-Temhîd, XI, 116
[12] Câmiu’l-Beyân, VIII, 237
[13] Câmiu’l-Beyân, VIII, 237
[14] el-Azimâbâdî, Avnu’l-Mabud, I, 12; Ayrıca bk. el-Münavî, Feyzu’l-Kadir, I, 99
[15] Mecmûu’l-Fetavâ, XVIIII, 39; Ayrıca bk. İbnu’l-Kayyim’in Haşiyesi, XIV, 8
[16] VII, 315
[17] İbnu’l-Kayyim, Bedâiu’t-Tefsir, IV, 248
[18] Fethu’l-Bârî, VIII, 240
[19] Meâlimu’t-Tenzil, VI, 345; Ayrıca bk. İbn Abdi’l-Berr, et-Temhid, XI, 117
[20] Bk. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebir, IV, 214
[21] Bk. el-Bezzar, Müsned, VII, 97, rivayet no: 2655; Ayrıca bk. Hilyetu’l-Enbiya,
VI, 245; Ebu Ya’la, el-İrşad, II, 187
[22] VI, 357
[23] II, 316
[24] II, 339
[25] Mecmâu’z-Zevâid, IX, 199’da şunları söylemektedir: “Hadisi Taberânî rivayet
etmiş olup, ravileri arasında tanımadığım kimseler vardır.” Ayrıca bk. Fethu’l-Kadir,
I, 205
[26] Bunun nerede geçtiğini tespit edemedim.
[27] Fethu’l-Bârî, VII, 4; Ayrıca bk. Lisânu’l-Mizân, VII, 301
[28] Bk. Fethu’l-Bârî, IV, 114; Ayrıca el-Mübarek Fûri, Tuhfetu’l-Ahvezî, III, 291
[29] III, 291
[30] el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân, XIV, 179-180
[31] et-Temhid, XIV, 229
[32] et-Temhid, XIV, 233-234

Kaynak: Denizli’li Bilal Hoca

1 Comment

  1. Şırnak merkezden ben Hasan. Selam herkese Web siteniz ciddiyim harika, saygılarımla 20-07-2017 18:00:03

Leave a Response