Mısır’ın Ölüler Kitabı

Beni en çok şaşırtan ve bana farklı bir bakış açısı kazandıran eserdir. Sırlarla dolu olan bu kitapları, gizli oldukları yahut ulaşılamadıkları için esrarengiz zannederiz. Hani elimizde olsa tüm sırlar çözülecek…

O işler öyle olmuyor işte! Bizlerin göremediği, görüp de anlayamadığı birçok şey var maalesef. Zaman içinde düşüncelerimi alt üst eden birçok şey…

Gelelim ilk bakışta anlayamadığımız o önemli noktalara. Her ne kadar kitabın adı “Ölüler” olsa da bana göre en büyük sihri, yaşamdan ve zamanımızın çok ötesindeki teknolojiden haberler veriyor olması.

“Ölüler Kitabı” çok büyük ve çok derin bir sır. 1758’de Cyprianus, “derinliğine ulaşılamayan gerçek kutsallığı bu kitapla tanıdım” derken, bir diğer uzman Lucien “Mısır dini, bilmecelerle doludur. konuyu iyice bilmeden ve hatta mistik deneylerden geçmeden asla küçük görmemeliyiz, ne olduğunu bilmek için bu sırları tanımak gerekiyor.” diyordu.

Bu kitap, M.Ö. 2500 yılında yazılan piramitlerdeki hiyerogliflerin ve papirüslerdeki sembollerin çözülmesiyle gün yüzüne çıktı.

Yani var olan tüm kutsal dinlerden daha önce yaşayan bir insan topluluğu söz konusu. (İlk kutsal din olarak kabul edilen Yahudilikten 1000 yıl önce) ve ortada hiç kutsal din yokken bu insanların inançlara ve ahlaki değerlere bakışı şu şekilde:

“Ölüler Kitabı”ndaki sırlar sayesinde ruh, Tanrı’nın ateşinde tutuşmaktan ve 42 yargıcın (sorgu melekleri) önüne çıkmaktan korkmayacaktır.”

Peki ölüler öteki dünyada nasıl olmalıdır, ne söylemelidir?

Tanrıların yazıcısı Thoth ve mezar koruyucusu Anubis teraziyi dikkatle izlerlerken ölü; insanlara karsı günah işlemediğini, saygılı olduğunu, tanrıları kızdıracak bir şey yapmadığını, öldürmediğini veya öldürmek için emir vermediğini, kimseye acı çektirmediğini, hırsızlık yapmadığını, hileli tartı kullanmadığını vs. söyleyerek kendini savunmalıdır.

Yani yeryüzüne gönderilen ve Tanrı’nın emirlerini içeren ilk kutsal kitaptan bin yıl önce bile mısır halkı nasıl erdemli yaşayacağını ve nasıl iyi insan olacağını biliyordu. Piramitlerde yazan bu hiyerogliflerin, kutsal kitaplardaki “iyi insan ol” emrinden ne farkı var sizce?

Üstelik dahası da var: Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde erdemli bir insan olabilmek, merdivenin en son basamağıdır. Yani ancak fiziki ihtiyaçlarını karşılayan, seven, sevilen, üreten ve bir topluma ait olduğunu hisseden insanlar erdemli olabilme üzerine kafa yorar.

M.Ö. 2500 yılından bahsediyoruz, erdemli bir insan olarak yaşamak ve erdemli bir insan olarak ölmek için Mısırlılar bu kitabı yazıyor. O zaman bu adamların bu seviyeye gelene kadar birçok konuda ilerlemiş olmaları lazım. Mesela ?

Piramit kimin adına yapıldıysa, o kişi öldükten sonra mumyalanıp oraya konulur. piramit içerisindeki bu mezar odasına yılda sadece 2 kez güneş girer: Ölen kişinin doğduğu gün ve tahta çıktığı gün.

Piramitler incelenirken ilk kez keşfedilen mumyalardan radyoaktif madde ortaya çıkmış ve bu olaydan etkilenen 12 bilim adamı kansere yakalanarak yaşamını yitirmiştir. Maddenin kaynağı tespit edilememiştir.

Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazların çalışmamasının nedeni günümüzde hâlâ çözülememiştir.

Piramitler aynı zamanda dev bir güneş saatidir. Piramit levhalarına düşen gölge boyları sayesinde mevsimler, aylar ve saatler tespit edilebilmektedir.

Piramitlerin yapımı esnasında işçilerin olağanüstü bir çabayla günde 10 metreküp taşı üst üste koyduklarını kabul edersek sadece “Keops” Piramidinde yer alan yaklaşık 2.5 milyon metreküp taş, 250.000 gün yani yaklaşık 664 yılda yerleştirilebiliyor.

Oysa hiyerogliflerden anlaşılacağı üzere Keops Piramidi 20 ile 30 yıl arasında bir sürede tamamlanmıştır.

Büyük Piramidin açıları, Nil Nehri Deltasını iki eşit parçaya böler. Gize’deki üç piramit bir pisagor üçgeni olacak şekilde düzenlenmişlerdir. oluşan üçgen kenarlarının birbirlerine oranı 3-4-5’dir.

Yani “Mısır’ın Ölüler Kitabı” aslında 4500 yıl önce var olmuş ve henüz çözülememiş büyük bir gizemi gözler önüne seriyor. Bu teknolojiye nasıl ulaşmışlar? Mısırlılar, papirüslere ölümden sonrasını yazmışlar da yaşarken yaptıkları ve bizim hâlâ çözemediğimiz sırları yazmamışlar mı?

Varın ötesini siz düşünün…

2 Comments

Leave a Response